SOSYAL MEDYADA GÖZETİM: BİR İKTİDAR UNSURU OLARAK EBEVEYN

16 Mayıs 2018 Çarşamba
Özet Günümüzde sosyal medya kullanımı yalnızca genç bir homojen bir kitle tarafından gerçekleştirilmemektedir. Ebeveynlerin de sosyal paylaşım platformlarına entegrasyonu, sosyal ağların sadece gençlere yönelik bir mecra olduğu kanısına yeni bir yaklaşım getirmiştir. Ebeveynler, çocukları ile ilgili çok sayıda soruya, sosyal ağ kullanımının getirdiği an be an görünürlük üzerinden yanıt aramaya başlamışlardır. Bu çalışma ebeveynleri bir gözetim ortamında iktidarın en mikro birimi olarak ele almakta ve söz konusu gözetimin sosyal medyada paylaşılan içeriklere nasıl etki ettiğini mahremiyet olgusu bağlamında tartışmaktadır. Ebeveynlerin, gençlerin teşhir eğilimine karşın doğal bir filtre etkisi yarattığı durumu çalışmanın genel varsayımını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, sosyal medyada birer iktidar temsili olarak yer alan ebeveyn gözetiminin, gençler tarafından nasıl yorumlandığını ortaya koymaktır. Araştırma nitel olarak tasarlanmıştır. Ebeveynlerinin de yer aldığı sosyal paylaşım platformlarında üyelikleri bulunan gençlerle derinlemesine görüşmeleri içerecektir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Ebeveyn, Gözetim, Mahremiyet, Genç, İktidar

  • sosyal medya gözetim ebeveyn

SURVEILLANCE ON SOCIAL MEDIA: PARENTS AS A FIGURE OF POWER

             Mihriban AKYOL AKIN

Abstract

Nowadays, the habit of social media usage is not performed only by a young homogeneous mass.  Integration of parents to the social networking platforms has brought a new approach to the idea that social networks are oriented for only certain young age group. Parents have started to look for answers to questions about children by using instant visual communication tools. This study will try to give perspective to the fact how parents, as a micro unit of power,  have an impact on content shared by teenagers on social networks in the surveillance environment and it will to try to discuss above mentioned case in context of privacy phenomenon. On condition that parents form a natural filter to teenagers’ inclination to exposing themselves is the main hypothesis of this study. Purpose of this study is to point out how teenagers interpret their parents as a figure of power in social networks. Research has a qualitative design and will include in-depth interviews with teenagers who have memberships on social networks as well as their parents.  

Key Words: Social Media, Parents, Surveillance, Privacy, Teenagers, Power

 

 

 

Giriş

İnternet teknolojilerinde yaşanan Web 2.0 devriminin ardından ortaya çıkan sosyal ağ siteleri günümüzün en yaygın iletişim araçları haline gelmiştir (Korkmaz, 2012:107).  Bu devrimle beraber toplumsal ilişkilerin en yoğun şekilde yaşandığı mecra olan sosyal medyada paylaşımda bulunma eğilimi, “mahrem olanı” başkalarının da görebileceği farkındalığında gerçekleşmekte olup bu olgu gerek mahremiyet gerekse gözetim bağlamında pek çok tartışmayı beraberinde getirmektedir.

Sosyal ağların yaygınlığı arttıkça, orta yaş üstü ebeveynlerin de entegrasyonuyla yeni bir boyut kazanmış, ebeveynler artık çocuklarıyla ilgili nerede, kiminle, ne yapıyor gibi sorulara bu ağlar üzerinden yanıt aramaya başlamışlardır. Gerek koruma içgüdüsü gerek merakla birlikte gelişen bu durum, bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde ebeveynin sosyal medya üzerinden çocuğunu gözetleme davranışı göstermesi sürecini başlatmıştır. Gözetleme olgusuna dair tartışmalar ağırlıklı olarak devlet/iktidar bağlamında tartışılmakla beraber, günümüzde mahremiyete yönelik tehditler özel kişi/kuruluşlar tarafından da kaynaklanabilmektedir.  Westin, mahremiyete yönelik tehditlerin üç kaynağını; kendini ifşa etme, merak ve gözetleme olarak sıralamıştır (aktaran : Yüksel, 2003:58). Bu bağlamda düşünüldüğünde, iktidarın en mikro birimi olarak algılanabilecek ebeveyn tarafından gözetlendiğinin bilincindeki bir gencin, mahremiyet zemininde hangi içeriği ne özgürlükte paylaştığı merak konusudur.

Dijital yerliler olarak da adlandırılan gençlerin toplumsal ilişkilerini en yoğun yaşadıkları mecra olan sosyal ağlarda mevcut/yeni arkadaşlıklar edinme, bilgi, beceri, yer bildirimi, beğeni, fotoğraf, video ve çeşitli duygularını teşhir eğilimi doğrultusunda ebeveyn gözetiminin nasıl bir doğal filtre etkisi yarattığı ya da ebeveyn tarafından gözetlenme hissinin bazı içeriklerin gerçekten “mahrem” kalmasında etkili olup olmadığı durumunu sorgulamayı amaçlayan bu çalışma, nitel desenlerinden derinlemesine görüşme yöntemiyle gerçekleştirilecek olup, araştırmadan elde edilecek veriler çerçevesinde, genç kitlenin sosyal medyada ebeveyn gözetimi altındaki mahremiyet algılarına yönelik bir perspektif geliştirmeyi amaçlamaktadır.

 

 

1.1. Yeni Medya, Toplumsal Dönüşüm ve Mahremiyet

İletişim ve internet teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler geleneksel medyanın farklılaşmasına yol açmış ve ortaya çıkan bu geleneksel olmayan medyaya “yeni medya akımı” adı verilmiştir (İşlek, 2012).

McLuhan, teknolojik determinizm kuramında teknolojik ilerlemeleri ve özellikle de iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeleri toplumsal değişimin merkezine yerleştirir. McLuhan’a göre teknolojik gelişme iletişimin biçimlenmesine neden olmakta, araç bizatihi iletişimin içeriğine etki etmektedir. McLuhan’ın yaklaşımının epistemolojik varsayımına göre araç değişince toplumun iletişim biçimi de değişir. İnsanlar aracı aracın biçimlendirdiği amaç çerçevesinde kullanabilirler. Eğer araç kişisel değilse, mesaj da kişisel değildir (Erdoğan ve Alemdar, 2002:71) Tarihsel deneyim içerisinde iletişim teknolojilerinin gelişmesi (matbaa, basın, telgraf, radyo, televizyon, uydu yayıncılığı ve internet) beraberinde iletişimde hem niceliksel hem de niteliksel dönüşümleri getirmiştir.

Günümüzde sosyal medya olgusu, postmodernitenin en aşikâr ifadelerin biridir. İnsanlar artık artan bir şekilde alışverişlerini internetten yapmakta, giysileri denemeden, parfümleri koklamadan, sebze-meyveyi dokunmadan almaktadırlar. Buna ilaveten maddesel tüketimin ötesinde; arkadaşlık, sohbet etmek gibi çeşitli aktivitelerde fazla emek verilmeden, kolay ve hızlı bir şekilde yapılabilmektedir. Gerçekle gerçek olmayanın (sanal), modelle gerçeğin birbirine karıştığı bu dünya, Baudrillard’ın “hiper gerçek dünya”sıdır: “Haber sizsiniz, toplumsal sizsiniz, olay sizsiniz…” Baudrillard, konuyu kısmen başka bir düzlemde ele almışsa da ‘Yeni Medya’ ile işaret ettiği alan, bugün bir düzen halinde ortada durmaktadır (Gürkan, 2012). Günümüze kadar hiçbir teknolojik yenilik, internet kadar etkili bir değişime neden olmamıştır. İnternetin bu kadar etkili olmasının temel nedeni, toplumu hızlı bir şekilde değiştirdiği gibi kendisini de sürekli değiştirerek yeniden üretmesidir (Göksel, Demir, Doğan 2010).

Anthony Mayfield, yeni medya türlerini sosyal ağlar, bloglar, wikiler, podcastler, forumlar, içerik toplulukları ve mikro bloglar olmak üzere 6’ya ayırmaktadır. Sosyal ağlar insanların kişisel web siteleri kurarak, arkadaşlarıyla iletişim kurmalarına ve içerik paylaşmalarına olanak sağlamaktadır.  Mayfield’e göre sosyal medya insan olma özellikleriyle yakından ilişkilidir. Sosyal medyayı düşünceleri paylaşmak, bir araya gelmek, ticaret yapmak, arkadaşlar aramak, tartışmalar yapmak gibi insani özelliklerin internete yansıması olarak görmekte ve çok hızlı bir şekilde yayılmasını da bu özelliğine bağlamaktadır. Teknolojilerin gelişmesiyle, dijital kameraların, fotoğraf makinelerinin ucuzlaması, hızlı internet erişiminin artması gibi bu alandaki maliyetlerin azalması ve kullanımın basitleştirilmesiyle insanlar kendi fotoğraflarından, videolarından, düşüncelerinden, sözlerinden kendi içeriklerini oluşturarak bunları yayabilme şansı elde etmiştir. Bu özellikleri sayesinde sosyal medya siteleri çok kısa süre içerisinde tüm küreye yayılmıştır (aktaran: Başlar, 2013). Sosyal ağlar yukarıda belirtilen özelliklerinden dolayı, özellikle gençler tarafından hızla benimsenmiş olup zamanla dönüşüme uğramıştır. Kişiler bahsi geçen sosyal ağlarda özel hayatlarını gayet saydam tutmaktadırlar.  İlk dönemlerinde yalnızca eski arkadaşlara ulaşabilme amacı güderken, sonrasında kişilerin “vitrini” olma, kendilerini ifade etme, imaj/yaşam tarzı yaratma gibi farklı amaçlara hizmet etmeye başlamıştır. Profil fotoğrafları, videolar, ruh halleri, ilişki durumu, anlık yer bildirimi gibi enformasyonların an be an paylaşıldığı bu mecralar teknolojinin de hızla ilerleyişiyle gençlerin 7/24 meşgalesi haline gelmeye başlamıştır.

Gençleri bu denli ilgilendiren sosyal ağlar bir süre sonra orta yaş ve üzeri ebeveynlerin de dikkatini çekmeye başlamış, toplumsal bir mesele haline gelmiştir. Bu mesela gerek toplumsal gerekse akademik çerçevede tartışılırken, mahremiyet kavramı ve bu kavramda yaşanan dönüşüm de sıklıkla gündeme gelmektedir.

Mahremiyet sözlük anlamıyla gizli olma durumunu ve gizlilik kavramını temsil eden bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahremiyet olgusu, bireye özgü olması nedeniyle bireyin özel yaşam alanı, kişisel gizliliği olarak da ifade edilmektedir. Mahremiyet kişiye özgü bir kavram olmanın dışında, iki veya daha çok kişinin paylaştığı bir alan olma özelliğine de sahiptir (Yılmaz, 2012: 246-264).

Mahremiyet olgusuna bir insanın, birey olarak kabul edildiği, yani neredeyse insanlığın yaradılışına kadar eskilere gitmenin mümkün olduğu zamanlarda dahi rastlanması mümkündür. Fakat modern toplumlarla birlikte, bu kavram daha fazla önem kazanmıştır (Yüksel, 2003).  Mahremiyet kavramı zamandan zamana değişim gösterebilen bir kavramdır ve yukarıda belirtilen teknolojik gelişmeler ve toplumsal dönüşümlerle dijitalleşmiştir. Kişiler artık mahremlerini bilerek, isteyerek paylaşmaktan rahatsızlık duymamakta ve başkalarına dair paylaşımları da merakla takip etmektedirler. Burçin Ekinil’in “A New Era on The Internet: Facebook” (2009) adlı çalışmasının bulguları da aynı doğrultudadır. Katılımcıların %50,67’si diğer kullanıcı profillerine bakmaktan hoşlandıklarını söylemişlerdir. Ayrıca araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu (%64,7) Facebook’un vazgeçilmez özelliğinin fotoğraflar olduğunu belirtmişlerdir. Ekinil, bu oranların Facebook’ta görünürlüğün önemini desteklediğini ve görselliğe dayalı bir sosyal ağ sitesi olan Facebook’ta üyelerin gözetlemek ve gözetlenmekten aldıkları zevkin artmakta olduğunu ileri sürmüştür (aktaran: Korkmaz, 2012).

Mahremiyet kavramıyla birlikte, sosyal ağların en güncel konularından biri de gözetleme kültürüdür.

 

2.1. İktidar ve Gözetim İlişkisi  

Tarihin başlangıcından bu yana, insanoğlunun yaşama serüveninin yanında aslında bizler ile hep beraber olan, sürekli değişim gösteren, zaman zaman zarar zaman zaman ise yarar getiren, insan eliyle yaratılmış ve her zaman var olacak olan bir gücün varlığını görmezden gelmek mümkün değildir. Bu güç ‘’İktidar’’ kavramıdır. İktidar kavramı, birçok farklı dönem içerisinde geliştirilen felsefelere bağlı olarak, biçim değiştirse de hiçbir zaman ortadan kalkmayacak olan bir gerçekliktir (Özdel, 2012).

İnsan eliyle yaratılmış güç olan iktidarın toplumsal düzeni sağlamak ve korumak amacıyla var olduğu varsayımını doğurur.  Toplumsal düzen kavramı Auguste Comte’den bu yana toplumsal kontrolü de içermektedir. Toplumsal denetim ve disiplin toplumsal gelişme ve ilerlemelerin önkoşuludur. Bu anlamda toplumsal bir düzenin var olması için “toplumsal statik”in kontrol yoluyla sağlanmış olması gerekir. Toplumsal statiğin olmadığı yerde kaos ve karmaşa hüküm sürer, bu nedenle toplumsal gelişmenin ön koşulu, modern toplumlarda kurulu düzen ve statiği kontrol etmekten, disiplin altında tutmaktan ve yaşanan her alanını gözetim kültürüne tabi tutmaktan geçer (Köse, 2011).

Gözetim kelimesi kökeni literatürde Fransızcadan gelip günümüzde, ağırlıklı olarak olumsuz bir anlam taşımaktadır ancak pek çok farklı içeriğe sahiptir. Sözlüklerde ağırlıklı olarak “şüpheliyi izleme, şüpheli olma nezaret, himaye” gibi ortak noktalar görülmektedir. Çeşitli kuramcılar tarafından da farklı yaklaşımlarda bulunulmuştur.  Brian Martin gözetim sözcüğünün hoş olmayan çağrışımlar uyandırmasının yanı sıra, diğerlerini yakından izleme anlamını çağrıştıran “gözetimin” o kadar da kötü olmadığına değinir. Ancak ona göre, bir olayın gözetim olarak adlandırılması için ortada büyük oranda bir güç farkı veya güven eksikliğinin olması gerekmektedir (Martin, 1998).

Gözetim olgusu söz konusu olduğunda güç ve iktidar kavramları gündeme gelmekte ve gözetim olgusu ile yakından ilişkili bir biçimde irdelenmektedir. 

Canetti’ye göre güç ile iktidar arasında sıkı bir bağ vardır. Güç kendisine zaman tanındığında iktidar haline gelir, ama kriz anı, geri dönüşsüz karar anı gelince güç çıplak güç haline geri döner. İktidar daha geneldir ve güçten daha geniş bir uzam üzerinde işler; iktidar çok daha fazlasını içerir, ama daha az dinamiktir (Canetti 2012: 283). Gözetim pratiklerinin gündelik yaşamın tüm alanlarında egemenlik kurmaları ve gözetim toplumunun hükümranlığını ilan etmeye başlamasındaki başlıca etken iktidarlar/egemen güçler ile enformasyon teknolojileri arasındaki ortaklık ve bu teknolojilerde görülen inanılmaz gelişmeler olmuştur. Gözetim toplumunun analizi, iktidar ilişkilerinden soyutlanmadan ve teknolojik determinist bir bakış açısı içine saplanılmadan; gözetim, toplumsal denetime yönelik pratikler ve egemenlik yapıları arasındaki karşılıklı ilişkiler bağlamında ele alınmalıdır. İnsanlık tarihi, iktidarların enformasyonu/bilgiyi denetleme uğraşlarına yönelik sayısız örneklerle doludur. Enformasyon, her zaman için ‘gücü’ ifade etmiştir; bu güce sahip olanlar da, iktidarı ele geçirme ve/veya muhafaza etme yarışında rakiplerine karşı büyük bir üstünlük sağlamışlardır (Dolgun, 2004 ). Nitekim bir nesneyi, bireyi ya da bireylerden oluşan toplumu kontrol etmek amacındaysanız, öncelikle onu iyi tanımanız ve bilmeniz gerekir. Kontrol edilmek istenen nesneyi, bireyi ya da toplumu bilmek ise onu gözetlemekten geçmektedir. Bu nedenle iktidarlar toplumu kontrol etmek için onu daha çok tanımak ve bilmek ihtiyacı içindedirler. Bunun için de ellerinde olan imkânlar dâhilinde toplumu gözetlerler. Bu bağlamda iktidarla bilgi arasında sıkı bir ilişki vardır.  İktidar bilgi ilişkisinin bu yönü sıklıkla vurgulanmakla birlikte, Foucault’un bu tespiti biraz daha geliştirdiği görülür. Ona göre, bu iki kavram arasındaki ilişki sadece tek yönlü değildir. Bilgi ya da bilmek,  iktidarın varlığı ve devamlılığı için zorunluyken; iktidarın da bilgi ürettiği görülmektedir.32 Salt bilimsel bilginin gelişimi bile iktidar ilişkilerine bağlı olarak evrilmektedir. Dolayısıyla iki kavram arasında çift yönlü bağ vardır. Bunun yanında iktidarın tek gözetleme sebebi bilgi edinmek  değildir; aynı zamanda iktidar, gözetlemek suretiyle kendi öngördüğü  sınırlar dâhilinde hareket eden ve koyduğu kurallara uyan bireyler  oluşturmak için gözetlemeyi bir terbiye aracı olarak da kullanır. İktidarın gözetimle bilgi edinmesi, çoğu kez gözetilenin terbiye edilmesi ile eş  zamanlı olarak gerçekleşir. Bu konuda Bentham’ın ünlü tasarımı “Panopticon” hapishanesinin simgesel bir önemi vardır. Çünkü bu projede Bentham, hem mahkûmları gözetleyerek bilgilenmeyi hem de onları ıslah etmeyi amaçlamıştır. (Karakehya, 2009)

 

Yukarıda bahsi geçen durum, günümüz toplumunda ebeveyn ve çocuk ilişkisine uyarlanırsa, toplumsal düzenin en mikro birimi olan ailenin iktidar unsuru olan ebeveynin, duygu ve düşüncelerini kendisiyle çok da fazla paylaşmayan çocukları hakkında enformasyon sahibi olabilmek amacıyla sosyal medya üzerinde gözetlediği çocuğunun ıslah/terbiye etmeye yönelik eğilimini görmek mümkündür.

 

 

3.1. Sosyal Medya, Çocuk ve Ebeveyn İlişkisi

 

Gözetleme olgusu yeni bir kavram olmayıp insanlığın var oluşundan beri uygulanan bir davranış modeli olmuştur. Gözetleme teriminin “göz” kelimesinden türemesi gözetlemenin göz duyusu ile yapıldığını göstermektedir. Uzun yıllar boyunca göz duyusu ile yapılan gözetleme davranışı günümüzde sadece insanlar vasıtasıyla değil, internet, mobese kameralar gibi çeşitli teknolojik araçlarla da yapılabilmektedir. (Sucu, 2013)

 

Günümüz teknolojisinin gözetleme ve insanların özel yaşamlarını izleme odaklı oluşu da sadece iktidarların değil, toplumun içerisinde bireylerinde gözetleme yönelimli birer kişilik haline dönüştüğünü bize göstermektedir. (Özdel, 2012)

 

David Lyon Gözetlenen Toplum adlı kitabında “gözetlenen toplumların yükselişi, bütünüyle kaybolan bedenlerle ilgilidir, bir şeyleri uzaktan gerçekleştirdiğimiz zaman, bedenler yok olur” der. (Lyon, 2006)  Bu durum evlatlarını fiziksel dünyada takip etme lüksü olmayan, ancak nerede, kiminle, ne yapıyor gibi koruma içgüdüleri ile ilişkili sorulara yanıtlar arayan ebeveynler için sosyal medyanın ne derece elverişli bir mecra olduğunu düşündürmektedir.

 

Back’in “risk toplumu” analizi, gözetimin günümüzde sosyal olarak neden daha önemli hale geldiğini göstermektedir. Risk iletişiminin yolları gözetime bağımlıdır. Gözetleme içinde yer alan aktörler, ne olup bittiğini anlamak için, tasarlanmış olan pratikleri kullanırlar. Net sonuç, gözetimin daha merkezi bir pozisyona doğru ilerlediğidir. (Lyon, 2006) Bahsi geçen konu, genel anlamda pazarlama iletişimi ya da devletin kolluk kuvvetleri bağlamında ilişkilendiriliyor olsa da günlük yaşam pratiğinde bu çalışmanın konusunu oluşturan, ebeveyn-ergen ilişkisine de uyarlanabileceği düşünülmektedir. Örneğin çocuğunun nerede olduğunu bilmeyen bir ebeveyn, sosyal ağlardaki bir yer bildirimi aktivitesinin ardından, çocuğunun potansiyel eylemleri fikir sahibi olabilir ve gereken önlemleri alabilecek hale gelmiştir.

 

Anthony Giddens’ın da belirttiği gibi, artık “işleri uzaktan yapmak” günümüz dünyasını anlamak için anahtardır. Artık çocukları için dünyanın çeşitli hallerinden dolayı endişelenen ebeveynler, ergen gencin hayatını, onun sosyal ağlarda gönüllü olarak paylaştığı içeriği gözlemleyerek tahminlerde, çıkarımlarda bulunma çabasına girmektedir. Ebeveynler artık, sosyal ağlar üzerinde “amatör bilgi aktörleri” olarak, çocuklarının arkadaşları, duygu-durumları, sevdiği müzikler, bulunduğu yerler gibi pek çok enformasyona yalnızca tuşlar yardımı ile ulaşabilmektedir.

 

            Sosyal medya, gözetim ve mahremiyet çalışmaları toplumsal bağlamda çok da olumlu bir tablo oluşturmasa da yukarıda belirtilen çerçeveden bakıldığında, bir ebeveyn açısından verimli bir mecradır. Ebeveyn olmanın getirdiği endişeleri kısmen de olsa sosyal medya üzerinden azaltabilme ihtimali olan ebeveynin gözetleme eğiliminin disipline etmeye yönelik eylemlere sebep olması ihtimali de göz önüne alınmalıdır. Örneğin çocuğu tarafından sosyal medyada paylaşılan bir içeriğin ebeveyn tarafından onaylanmaması ve müdahale görmesi genç bireyi nasıl etkiler?  Genç birey, ailenin iktidarına ters düşmeyi göze alarak o içeriği yine de paylaşır mı yoksa oto sansür mü uygular?

 

            Aynı şekilde, özellikle ergenlik çağının getirdiği süreçte kimlik arayışındaki bir genç, çeşitli sosyal/duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilmek, bir yaşam tarzı, vitrin yaratabilmek için, mahremiyete algısı olmaksızın hayatına dair çeşitli içeriği teşhir edebilmektedir. Bu içerik gencin kendisi tarafından önemsiz görünse de kendisini takip eden ebeveynin olumsuz yaklaşımı halinde, gencin bir gelecekteki benzer durumlara dair tutumu merak konusudur.

 

4.1. Araştırma : Gençlerin Sosyal Medyada Ebeveyn Gözetimi Algısı

 

Bu araştırma,  ebeveynleri bir gözetim ortamında iktidarın en mikro birimi olarak ele almakta ve söz konusu gözetimin sosyal medyada gençler tarafından paylaşılan içeriklere nasıl etki ettiğini mahremiyet olgusu bağlamında irdelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın en genel varsayımı ebeveynin sosyal ağlardaki varlığının gençler açısından doğal bir filtre etkisi yarattığıdır.

Araştırma nitel desenlerden derinlemesine görüşme yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup amaçlı örneklem yoluyla seçilmiş 13-24 yaş arası 10 genci kapsamaktadır.

 

Araştırmanın genel soruları :

 

1.      Gençler, ebeveynleri tarafından sosyal medyada takip edildiklerini düşümekte midirler?

2.      Sosyal medyada ebeveyn tarafından takip ediliyor olmak, gençler açısından ifade eder?

3.      Ebeveyni tarafından sosyal medyada takip edildiğini düşünen genç, bu durum karşısında herhangi bir tavır veya tutum sergilemekte midir?

 

Araştırmanın ana problemine bağlı olarak hazırlanan derinlemesine görüşme soruları ise şöyledir:

 

1.      Yaş/eğitim

2.      Ne zamandır sosyal ağlarda aktifsiniz?

3.      Sosyal ağlarda aileniz ile iletişiminiz var mı?

4.      Sosyal ağlarda ebeveynleriniz ile “arkadaşlıklarınız”ın doğasını anlatır mısınız?

5.      Ebeveynlerinizin sosyal ağlarda sizinle yakından ilgilendiğini, sizi takip ettiğini düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız bu eğilimin nedenleri sizce nelerdir?

6.      Ebeveynleriniz sosyal ağlarda gerçekleştirdiğiniz paylaşımlara müdahale ediyor mu?

7.      Ebeveynlerinizin sizi sosyal medyada gözetliyor olması, sizi nasıl etkiliyor?

8.      Çocuklarınız olursa/olduğu zaman, bahsi geçen konuda siz nasıl bir tutum sergilersiniz?

 

Derinlemesine görüşmeler 30-40 dakika sürmüş olup görüşmeler kayıt altına alınmıştır, ardından deşifre edilerek analizi yapılmıştır.

 

 

 

 

4.2. Analiz ve Bulgular

 

13-24 yaş arası katılımcıların 3’ü ortaöğretimde, 2’si lisede 3’ü üniversitede öğrenci olup, 2’si üniversite  mezunudur. Gelir durumları söz konusu olduğunda, katılımcıların tümü aileleri tarafından desteklendiğini belirtmiştir. Katılımcıların tümü sosyal ağları aktif bir biçimde kullanmaktadır, 5’i yaklaşık 6 yıldır, 5’i de 2-3 yıldır üye olduğunu kaydetmiştir.

 

Katılımcılara sosyal ağlarda ile bireyle ilişkide olup olmadığı sorulduğunda, hepsi aktif ilişki içinde olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların tümünün ebeveynleri dsosyal ağları aktif olarak kullanmaktadır ve ebeveynleri sosyal ağlarda kendileri ile “arkadaş” olma isteği göndermiştir.

 

Ebeveynleri tarafından sosyal ağlarda takip edilip edilmedikleri hakkındaki görüşmeri sorulduğunda ise, genel eğilim olarak gençler ebeveynlerinin kendilerini sosyal medyada mütemadiyen takip ettiğini belirtmiştir. Gençler, takip edildikleri kanısına “like/beğen” aktiviteleri yoluyla sahip olmaktadır. Aynı zamanda ebeveynin “beğendiği” fotoğraf, video veya herhangi içerik, kullanıcı üzerinde onaylandığı hissini uyandırmaktadır.  Aksi durum kendilerine sorulduğunda ise, özellikle Facebook’ta “beğenmeme” tuşunun olmayışından şikayet edilmektedir. Ebeveyn tarafından herhangi bir geri besleme olmayan durumlar, genelde ebeveynin çekimser  kaldığı, ya da paylaşılan içerik konusunda sessiz kalmayı tercih ettiği biçiminde algılanmaktadır.

 

Katılımcılar, sosyal ağlarda ebeveynleriyle kurdukları ilişki biçiminde, ebeveyninin kendisiyle gurur duyma ihtiyacına değinmişlerdir. Örneğin bir katılımcı “Annem benim başarılarımı Facebook’ta paylaşmaktan mutlu oluyor, çünkü onun bu paylaşımını kendi arkadaşları da beğeniyot, böylelikle benimle gurur duymuş oluyor...” demiştir. Aynı katılımcıya annesinin onaylamadığı bir içerik paylaşması durumunda annesinden beklediği tutumun ne olacağı sorulduğunda da “Hemen telefon edip o paylaşımı kaldırmamı söyler, elalem ne der, sen beni rezil mi edeceksin? Der...” diyerek sosyal ağların çelişkili doğasıyla örtüşen bir açıklamada bulunmuştur.

 

Sosyal ağlarda ebeveynlerinizin sizi takip ettiğini düşünüyor musunuz sorusu sorulduğunda, belirtilen takip eğilimi, yaşı küçük katılımcılar tarafından gözetlenme olarak algılanmazken, daha büyük katılımcılar  bu takibi “gözetleme” olarak algıladıklarını belirtmişlerdir. Özellikle 18 yaş üstü katılımcıların  bu konuda daha net bir tavır sergiledikleri dikkat çekmiştir. Kendini bir “birey” olarak sosyal ağlarda gerçekleştirmek isteyen genç, ebeveyninin, akraba ve aile büyüklerinin bu mecradaki varliğının kendisini kısıtlayıcı bir unsur olduğunu belirten bir katılımcı “Mesela kız arkadaşımla çekilmiş bir fotoğrafımı ekliyorum, uzaktan bir akrabam “düğün ne zaman?” diye soruyor, gel de anlat!” diyerek mahrem hayatına dair gerçekleştirdiği bir paylaşımın yeniden üretilerek kendisini rahatsız edecek bir içerik olarak karşısına çıktığından yakınmaktadır. Yine başka bir katılımcı, futbol hayranlığını ve sosyal ağlarda bu yöndeki yorumlarına yönelik olarak, “Tam maç bitiyor, yorum yazıyorum, arada biraz küfür olduğunda hemen annem/babam arayarak beni azarlıyorlar” diyerek ebeveyninin sürekli kendisini takip etmekte olduğundan ve aslında “hayatına müdahale edildiğinden” bahsetmektedir.

 

13-18 yaş arası gençler, sosyal medya üyeliklerinin ebeveynlerinin onayıyla olduğunu belirtmişler ancak  ebeveynlerinin sosyal ağlardaki aktivitelerine sıklıkla müdahale ettiğini, özellikle yeni arkadaşlıklarla ilgili haberlerde “ o kim, neden tanıyorsun” gibi sorularla bilgi edinme talepleri olduğunu belirtmişlerdir. 15 yaşındaki bir katılımcı “Eskiden annem Facebook kullanmamı istemez, derslerimi etkileyeceğini düşünürdü, şimdi ise okula varınca, dersaneden çıkınca “check in yap!” diyerek nerede olduğumdan emin olmak istiyor” diyerek sosyal ağların aile yaşamına kadar giren toplumsal dönüşümü için önemli bir örnek sunuyor. Sosyal ağlardan önce, özellikle büyük şehirlerde, sürekli olarak çocuğunun nerede ne yapıyor olduğunu bilmek isteyen ebeveyn artık gelişen bu teknoloji sayesinde, çocuğunun lokasyonu hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Ancak bu görüşme esnasında dikkat çeken bir detaya 18 yaşındaki bir katılımcı tarafından değinilmiş, katılımcı “Sosyal ağlardaki check-in (yer bildirimi) işleminin her zaman amacına uygun olarak kullanılmadığını, farklı bir yerden de başka bir yerdeymişçesine yer bildirimi yapılabileceğinin teknolojik olarak mümkün olduğunu” belirtmiştir. Bu teknolojik imkanı bir çok kez kullandığını belirten başka katılımcılar da olmuştur. Bu durum akla, gözetim altında olduğunun bilincindeki gencin “gözetimden kaçmanın” çeşitli yolları konusunda deneyim sahibi olma ihtimalini akla getirmektedir.

 

Katılımcı gençlere ebeveynlerinin sosyal ağlarda paylaştıkları içeriğe etkisi olup olmadığı sorulduğunda, gençlerin  tümü, ebeveynlerinin kendilerine ideolojik paylaşımlar bağlamında “kısıtlama” getirmek istediğini belirtmişlerdir. Görüşme esnasında, doğaçlama bir biçimde, 2013 yılı Haziran ayı itibariyle ülkemizde  gelişen “Gezi Olayları” gündeme gelmiş, olaylar süresince ve takip eden süreçte, ebeveynlerin özellikle siyasal/ideolojik/iktidar karşıtı paylaşımlara müdahale ettiği belirtilmiştir. Bu anlamda gençler, ebeveynlerin “gençlerin devlet/iktidar tarafından gözetlenme” ihtimali olduğu gerekçesi ile politik/ideolojik paylaşımda bulunmamaları yönünde taleplerde bulunmuşlardır. Katılımcılardan biri “Babam beni Gezi Olayları esnasında daha fazla yorum yapmamam konusunda uyardı, ben uyarılarını dikkate almadığımda ise beni arkadaşlık listesinden çıkarark cezalandırdı” diyerek, sosyal ağların gerçek hayata yansımalarının ne derece önemli olduğunu vurgulamıştır. Bu durum  aile içindeki iktidar unsurunun da daha büyük  bir iktidar korkusu yaşadığını göstermektedir. Gözetleyen göz olan iktidar, gözetlenmekten çekinmekte ve bu çekinceyi gözetlenen çocuğuna yansıtmaktadır.

 

Katılımcılara gözetleniyor olmanın bilincinde, mahrem paylaşımlarına yönelik olarak herhangi bir doğal filtre uygulayıp uygulamadıkları sorulduğunda, şaşırtıcı cevaplar gelmiştir. 13-18 yaş grubundaki katılımcılar Facebook sitesinin bu konuda çok “kullanışlı” olduğunu belirtmiş, belirli ayarlar sayesinde arkadaşlarını gruplaştırarak kimin hangi içeriği görebileceği konusunda düzenleme yapabilme imkanları olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılardan biri “Ben ailemi ve akrabaları “limited profile” yaptım” diyerek yalnızca kendi belirlediği içeriği görebilmelerini sağlamıştır. Bu durumun herkes için en iyi seçenek olduğunu belirten katılımcı “eğer yazdığım herşeyi görürlerse üzülürler, herşeyi, bilmek zorunda değiller, arkadaş listemde olmak onlara yetiyor” diyerek mahremini teşhir etmenin ebeveyn gözetiminden kaçarak gerçekleştirmenin yolunu bulmuş gibi görünmektedir. Aynı yaş grubuna mensup başka bir katılımcı ise biri aile biri arkadaşlar için olmak üzere iki adet Facebook hesabı olduğunu belirtmiş, bu durumda istediği profilden istediği içeriği paylaşarak “kimin neyi göreceğine ve bileceğine” karar verme yetkisinin kendisinde olduğunu kaydetmiştir.

18-24 yaş üstü katılımcıların çoğunluğu ise, ebeveynleri ile sosyal ağlarda arkadaş olmayı tercih etmediklerini belirtmişlerdir. Gerekçe olarak “özel hayatını onların gözü önünde yaşamak istemediklerini” gösteren katılımcıların çoğunluğu ideolojik/siyasi tutumlarına yönelik paylaşımları için Twitter’in daha uygun bir mecra olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılardan biri “Twitter orta yaş üstü ebeveynler için biraz komplike, Facebook kadar basit değil ve haber akışı çok fazla, yetişemiyorlar, o yüzden ben Twitter’i daha çok seviyorum” diyerek kendi doğal filtresine dair fikir sahibi olmamıza yardımcı olmuştur.

Katılımcılara “kendi çocuğunuz olsa, onu sosyal medyada takip eder misiniz sorusu sorulduğunda katılımcıların neredeyse tümü, sosyal medyada takip edilme durumunun ebeveynlerinin “merak” hissi dolayısıyla gerçekleştiğini düşünmektedirler ve haklı gerekçeleri olduğunu kabul etmektedirler. Ancak 13-18 yaş grubu mensubu katılımcılar “ailelerinin kendilerine yeterince güvenmediği” ya da “medyadaki olumsuz haberlerden etkilenerek gereğinden fazla endişelendiklerini” düşündüklerini belirtmişlerdir. 18-24 yaş gurubundaki katılımcılar ise, sosyal medyanın da gözetim açısından en doğru veri kaynağı olmadığını, günümüz teknolojisiyle herşeyin bir yanılsama olabileceği ihtimalinin de gözönüne alınması gerektiğini öne sürmüşlerdir. 

 

Tartışma ve Sonuç

 

            Evlerimiz, gündelik hayatımız, çevremiz  her geçen gün teknolojiyle daha içiçe bir hale gelmekte, aynı zamanda bu teknolojilerin bazıları insanların evlerini sanal hapisanelere dönüştürmektedir. Teknoloji sayesinde herkes gözetimin gönüllü birer öğesi haline gelmiştir. Korku kültürü algısının medyanın da etkisiyle arttığı günümüzde, toplum içinde güvenli yaşamak, çocuklarını güvenli ortamlarda yetiştirmek isteyen ebevenler bir zamanlar evlerindeki kameralar sayesinde çocukları ve bakıcılarını izleyebiliyorken, geçen zamanda büyüyen çocukları ve gelişen teknoloji ile yeni yöntemlere entegre olmak durumunda kalmışlardır. Drucker’e göre birey, bulunduğu ortamda gözetlendiğinin bilincinde olduğu takdirde davranış biçilerini gözetlemenin parametrelerine göre belirler, bu farkındalık içinde gözetim bir disiplin tekniği işlevi görür ve bu çalışmanın konusu olan ebeveyn bir iktidar unsuru olarak  çocuğunu dış dünyanın sanal veya reel tehlikelerinden koruma, disipline etme amacı güder. Ancak gözetlemeyi bilme derecesi, bir anlamda bireyin gözetimle birlikte kendi hareketlerinin kontrolünü ve gözetimin içselleştirilmesini sağlamaktadır. Bu durum, araştırma sonucunda analizi yapılan durumla örtüşen bir yapı sergilemektedir. Gözetlendiğinin bilincindeki genç birey, iktidara karşı gelmek yerine, gözetlemenin niteliğine uygun otosansür/filtreleme yöntemleri yani davranış türleri belirlemiş ve bu bağlamda mahremine dair içeriği dilediği gibi paylaşmanın kontrolünü ele almış durumdadır.

 

Pek çok çalışmada “özgürlük ve demokrasi ortamı” olarak lanse edilen sosyal ağlar  gerek mikro gerekse makro düzeyde gözetim toplumunun en önemli mecrası haline gelmişlerdir. Kendini sosyal ağlarda ifade etme ihtiyacı hisseden birey, gözetlendiği bilinciyle paylaşacağı içeriği sansürlemekte, manipule etmekte ya da belirli kesimlerden gizlemekte ve  Foucault’nun ve Bentham’ın yarattığı gözetlenme korkusunu birebir taşımaktadır.  Bu sebeple internet çağının toplumunu ne tek başına daha çok demokrasinin, bireyselliğin ve daha çok özgürlüğün toplumu olarak tanımlamak, ne de gizliliğin tümüyle yok olduğu Orwellvari bir toplum olarak nitelendirmek mümkündür. Muhtemelen önümüzdeki dönemde, özgürlük ve gözetim arasındaki çelişki, diyalektik bir süreçte karşılıklı olarak birbirlerini besleyerek, yeni sentezler oluşturacaklardır.

 

                                                       KAYNAKÇA

 

Başlar, G. (2013). Yeni Medyanın Gelişimi Ve Dijitalleşen Kapitalizm. 2013 Tarihinde Http://Ab.Org.Tr/: Http://Ab.Org.Tr/Ab13/Bildiri/247.Pdf Adresinden Alındı

Dolgun, U. (2004 ). Gözetim Toplumunun Yükselişi: Enformasyon Toplumundan Gözetim Toplumuna . Yönetim Bilimleri Dergisi (1: 3) Journal Of Administration Sciences.

Geray, H. (2002). İletişim Ve Teknoloji. Ankara: Ütopya Yayınevi.

Göksel Göker, M. D. (2010). Ağ Toplumunda Sosyalleşme ve Paylaşım: Facebook Üzerine Ampirik Bir Araştırma. E-Journal Of New World Sciences Academy , 183-206.

Gürkan, A. (2012). Toplumsal Değişme, Medya, İktidar İlişkileri Üzerinden Sosyal Medya Çağında Sosyolojiye Bakış. Düşünen Siyaset Dergisi, 28.

Erdoğan, İ. Alemdar, K.  (2002). Öteki Kuram. Ankara: Erk .

İşlek, M.S. (2012), Sosyal Medyanın Tüketici Davranışlarına Etkileri: Türkiye’deki Sosyal Medya Kullancıları Üzerine Bir Araştırma, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

 

Karakehya, H. (2009). “Gözetim Ve Suçla Mücadele”: Gözetimin Tarihsel Gelişimi İle Yakın Dönemde Gerçekleştirilen Hukuki Düzenleme Ve Uygulamalar Bağlamında Bir Değerlendirme. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 320-357.

Korkmaz, İ. (2012). Facebook Ve Mahremiyet: Görmek Ve Gözetle(N)Mek. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, 107.

Köse, H. (2011). "Synoptikon" Evresindeki İletişim ya da Küresel Gözetim Toplumunda "İktidar Görünmezliği"nin Sonu . Medya Mahrem (S. 199-220). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Lyon, D. (2006). Gözetlenen Toplum. İstanbul: Kalkedon Yayıncılık .

Martin, B. (1998). Information Liberation Challenging The Corruptions On Information Power. London: Freedom Press.

Özdel, G. (2012). Foucault Bağlamında İktidarın Görünmezliği Ve Panoptikon’’ İle ‘’İktidarın Gözü’’ Göstergeler. The Turkish Online Journal Of Design, Art And Communication - TOJDAC January 2012 Volume 2 Issue 1, 22-29.

Sucu, İ. (2013). Gözetim Toplumunun Karşı Ütopya Yüzü: İktidar Güçleri Ve Ötekiler. Atatürk İletişim Dergisi, 125-139.

Yılmaz, A. (2012). Sosyal Medya Kullanımında Güncel Tartışmalar: Üniversite Öğrencileri Örneğinde Mahremiyet-Kamusal Alan İlişkisi . Global Media Jurnal , 246-264.

Yüksel, M. (2003:58). Mahremiyet Hakkı Ve Sosyo-Tarihsel Gelişimi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 184.


Kaynak: Erzurum Atatürk Üniversitesi Mahremiyet Sempozyumu Bildiri Kitabı 2014

Yazar: Mihriban Akyol

TOP